On dokuzuncu asrın meşhur saz şairlerinden Dertli İbrahim, Tavukpazarı''ndaki Âşıklar Kahvesi'nin tavanına asılan şairane bilmeceyi hallederek, o zaman saz şairlerinin reisliğini aldıktan sonra, ortaya onun kadar kuvvetli bir saz şairi çıktığını pek bilmiyoruz. Zaten kendisiyle beraber o devirde âşık tarzının üstatları olan Bayburtlu Zihnî, Erzurumlu Emrah ve Seyrani gibi birkaç şairden başka, bunlar ayarında bir saz şairini edebiyat kitapları da kaydetmediği gibi böyle bir şairden tam anlayışla ve bilişle bahsedene de tesadüf olunmuyor. Yalnız, öteden beri şuradan buradan, şundan bundan ve çoğu derme çatma bilgilerle yarım yamalak dinlediğimiz bazı mani, semai, koşma, destan, kalenderi söyleyenler de vardır ki, onların da şahsiyetleri tam manasıyla tebellür etmiş ve eserleri toplanmış değildir. (Sayfa: 7)
Çalgılı kahvelerde ara sıra divan şairlerinden Enderunlu Vasıf gibilerin eserleri de okunup çalınır; fakat bunların halk şiirlerine vezin ve eda itibarı ile en yakın olanları seçilirdi. Çalgılı kahvelerde Emrah, Zihnî Seyranî, Gevherî, Âşık Ömer, Kuloğlu adlarını bilmeyenler bulunabilirdi. Ancak Dertli'yi hemen hemen herkes bilir, tanır ve ona tapınırdı. Bunun için Dertli'nin:
*
Haraba kul olduk bezm-i âlemde
Dünyada olsak da olmasak da bir
Düşdük çare nedir dame âlemde
Azâd olsak da bir olmasak da bir
*
diye başlayan meşhur koşması okunup çalınırken bütün başlar yere eğilir, gözler yarı kapanır, gövdeler put kesilirdi. Sonra yine Dertli'nin:
*
Sâkıyâ camında nedir bu esrar
Etti bir katresi mestâne beni
Şarab-ı lâlinde ne keyfiyet var
Söyletir efsâne efsâne beni
*
diye başlayan ve kesik kerem şeklinde bestelenip terennüm edilen koşmasıyla Gevherî'nin:
*
Bâd-ı sabâ yâre benden selam et
Mübarek hatırın sor suâl eyle
Vurup huzuruna feth-i kelâm et
Bana var mı meyli gör suâl eyle
*
matlalı koşması söylenirken kahvenin içi inim inim inlerdi. (Sayfa: 8-9)
Hakiki aşk ehlinin dildarı nadidedir.
Dildar için kanlı yaş akıtan na..didedir
*
Gedâî (Sayfa: 17)
*
Adam aman.. İ...yi...bin
İşte meydan, işte at, biner isen iyi bin
Dört köşede meşhurdur dilencisi İyib'in.! (Sayfa: 18)
*
Adam adam..cı..nacak..
Felek kökten budadı vurdu bir acı nacak
Ellere ben acırken ben oldum acınacak.
*
Ve bunu söylemesi ile birlikte hıçkırarak yanımdan kalktı, sopasına dayanarak uzaklaştı.''
*
Efendim yoktur emsalin bulunmaz bir güzelsin sen
Nedir maksudun ey canım beni böyle üzersin sen
Adûyü bed-likalarla niçin daim gezersin sen
Seni ben sevmişim candan velâkin bî-habersin sen
Otursam reh-güzarında selam vermez geçersin sen
Görünce bendeni yavrum neden çeşmin süzersin sen
*
(Nakarat)
Gidip ağyara yar oldu benim halim harap oldu
Seninle gezdiğim gül-zâr kararmış bir tür-âb oldu
*
Vasıf'ın bu semaisinin sonundaki iki satırlık nakarat bazen şu şekilde de okunurmuş:*
*
Bugünlerde senin tavrın bana gayet merak oldu
Seninle içtiğim meyler niçin nar-ı firak oldu'' (Sayfa: 27)
*
Efendim tar nasip tecelli taksirat mantar
Senin o bildiğin kantar niçin böyle yalan tartar.?'' (Sayfa: 27)
İşte onun 'kayık küreği' manasından gelen bir muamması:
*
Geçen bir nesne gördüm sallanır bî-ruh durur
Kim ona el vurursa kuyruğuyla sallanır
Bunun canlı oluşu dar dibinden bağlıdır
Bu muammâ değil lâkin bir ağacın dalıdır.
*
Bu yazı üç yahut dört köşe süslü bir tahtanın üzerine yazılıp kurdeleler, çiçeklerle süslendikten sonra kahvenin tavanına asılır; bunu halledenlere bir lira, beş lira, sırasına göre on lira mükâfatlar vaat edilir ve bunu kim hallederse hem mükâfatı alır hem onun adı bütün çalgılı kahvelerde aylarca çalkalanırdı.'' (Sayfa: 29)
Müsadeniz olursa artık buradan kaçalım
Lâkin bizim kaçmamızdan gelmesin halka çalım.''
*
Acem İsmail (Sayfa: 29)
Gülşeni terk edip sahraya kaçar,
Boynumu büktüğüm görünce sümbül,
Başını kaldırıp balâya kaçar.
*
Ahımdan âcizdir bağrı yanıklar,
Mest olur halimi gören ayıklar,
Zerrece zarimi duyan balıklar,
Gözükmez insana deryaya kaçar.
*
Acem İsmail (Sayfa: 36)
Bu mal benim diyorsun göster bana senedin,
El malına güvenme, çalış kendin, sen edin.''
*
Acem İsmail (Sayfa: 36)
Görünce goncai veşi çekmez mi bülbül demi,
Kimse bilmez kabahat gülde mi, bülbülde mi.?''
*
Acem İsmail (Sayfa: 36)
Nimetinle müstefit bir âdil insan var mıdır
Mürtekiblerden mürekkebdir bugün efradın hep
Meclisinde müstakim allâme irfan var mıdır
Cahilü nadanı ihya eyliyorsun mâl ile
Şöyle nakdile defteri dânada handan var mıdır
Gadr eden zalimleri hükmünle kıldın muhteşem
Böyle hünhar zalimane başka ihsan var mıdır
Küstüm artık bu zamanın hükmüne takdirine
Safveta bilmem cihanda hakku mizan var mıdır.?''
*
Safvet Baba (Sayfa: 37)
*
Efendim hu, nasibim bu.
Tecelli taksirat yahu
Topik yandı, kebap oldu
Getir ahbar, bir kova su..'' (Sayfa: 40)
Âşıkın bağrını ezer
Tahtı Yemen, mülkü beden
Neden Âşık oldum bu fellâha ben.?
*
Canlı mı cansız mı, Yenir mi yenmez mi.? (Sana filân şehri, falan memleketi verelim) demeye kalkmayın, söyleyivereyim:
Kahve.!'' (Sayfa: 41)
Sana sık sık bakıp zorla gönlüm mübtela ettim''
*
Enderunlu Vasıf Bey (Sayfa: 47)
*
Eser seher sahrada sarsar salar lâleler
Ahder dede dergâhta elde elek lâl eler.
*
diye tertip edilmiş şu mani, ilk kafiyesi: lâle çiçeğinin seher vakti sahralarda esen rüzgârda sallanışından, ikinci kâfiyesi de dergahta ah çekerek elindeki elekle inci eleyen dededen bahsetmektedir. (..) Leb değmez manilerde [Adam aman] başlangıcı yerine [leleyli laleleyli] diye dudak değmeyen bir başlangıçtan sonra maniye geçilir.'' (Sayfa: 59)
Nefesin gül kokuyor
İçerin bahçe'midir.?
Beni baştan çıkaran
Yârimin perçe'midir
*****
Adam aman ''dertli koyun''
Zâlim kasab elinden
Ne çeker ''dertli koyun''.?
Bu sevdâyla ölürsem
Adımı ''dertli koyun''.!
*****
Adam aman ''yara savar''
Ne benden dert eksilir
Ne dilden yara savar
Bütün kuşlar içinde
Süt veren ''yarasa var''*
*
*Ahmet Rasim'in notu: Manici deyip de geçmeyin, bunların içinde Buffon'a eş sayılabilecek tabiattan anlayan kişiler de varmış. (Sayfa: 67-68)