11 Aralık 2019 Çarşamba

Rıfat Ilgaz - Hoca Nasrettin ve Çömezleri

#RıfatIlgaz #HocaNasrettinVeÇömezleri
Rıfat Ilgaz, Hoca Nasrettin ve Çömezleri'ni çağdaş bir yaklaşımla yeniden üretiyor ve kendi mizah anlayışıyla Hoca'yı şöyle değerlendiriyor:
''..Her şeyi tatlıya bağlamaya çalışan yöneticileri, çıkarcıları, eyyamcıları, dalkavukları yere vurmaktır amacı. Hoca bu yerden yere vurma işini kahramanlar gibi zor kullanarak, bedensel gücünü göstererek yapmaz. Filozofça yapar. Güçsüzler, arkasız kalanlar, dar zamanlarında onun fıkralarına sığınıp güçlenerek ayakta kalmaya, tutunmaya, yaşayışlarını sürdürmeye çalışırlar.
Hocamız, halkı tümüyle kapsayan mizah anlayışıyla, ezene karşı ezilenden yana, bilinçle sabırla direnen, işi oluruna bağlamayan, yatıştırıcı olmaktan çok uyarıcı, yerel olduğu kadar da evrensel bir yergi ustasıdır..''
***

(..) Ocak 1944'te ''Sınıf'' adlı şiir kitabı çıktı. Sıkıyönetim kararıyla toplatıldı. Pertev Naili Boratav ''Sınıf'' için:
''Yeni Türk şiirine inanmayanlara, Rıfat Ilgaz'ın kitabını okuyup anlamalarını dilemekten başka yapılacak bir şey yoktur.'' diye yazdı.
(..)
Yıllarca kendisini bizden uzaklaştırmaya çalışan yöntemlerden sonra, demokrasi yolundaki ülkemizdeki gelişmeler Rıfat Ilgaz adını yeniden yücelttiyse de, Sivas olaylarının acısına dayanamayan duyarlılığı 7 Temmuz 1993 günü aramızdan ayrılmasına neden oldu.
1991'de yazdığı son şiirinde şöyle der:
Elim eline değsin
Isıtayım üşüdüyse
Boşa gitmesin son sıcaklığım.!''
************************
''Doğru dersin, baba.! Kargaların beni adam yerine koymaları için senin kavuğunu oturtmam gerek.!''
Kızmıştı Hoca. Kızmıştı ya, kızdığını kimseye belli etmemişti bugüne kadar:
''Bırak benim kavuğumu da başına Timur'un askerlerine giydirdiğin bakır tolgayı geçir. Sonra çık köyleri talana.! Timur'u görünce de ''Yaşa Başbuğ'' diye kurtlar gibi ulu.! Hatun, sen bu densize bakıp da gümüş sikkenden olurum diye korkma. Bunlarda kurt olup eşek parçalayacak yürek nerde. Sen çıkar ahırdan bizim küheylanı da bağdakiler soylu bir eşek görsünler.'' (Sayfa: 8)
***
Geçenlerde bir ziyafete gittim, yüzüme bakmadılar bile. Bizim imamın kürkünü giyip gittim, başköşeye buyur ettiler. Çıkardım sırtımdan kürkü. Onu oturttum ben de başköşeye. Buyur imamın kürkü, dedim. Bu itibar bana değil, sana.! Sokak köpeğinden tazı, asker kaçağından gazi olur mu.? Üzerine uygun bir çul geçirirsem neden olmasın.? (Sayfa: 24)
***
''.. köpeğin köpeklik etmesi için, karnının hiç doymaması gerektiğini bilirsin.'' (Sayfa: 26)
#RıfatIlgaz #HocaNasrettinVeÇömezleri
''Elbet bir bildiğimiz vardı gölü mayalarken.. Bu sütü bozuk zorbalardan ayran bile olmaz. Ben görmem ama yaşayanlar görür. Dışardan gelen saldırgana güvenip kendi memleketlisini ezmeye kalkışanların başı ilk önce ezilir.'' (Sayfa: 35)
***
''Ne olacak,'' dedi Hoca, düştüğü yerden, ''yüksek mevkilerin adamı olmadığımızdan yukarıda tutunamadık.'' (Sayfa: 39)
#RıfatIlgaz #HocaNasrettinVeÇömezleri
"Köylü seni bekliyor, Hocam.!"
"Zorları neymiş alacakaranlıkta.?"
"Kalksın sabah namazını kılsın diyorlar.."
"Allah'la kulun arasına girmeyi kim öğretmiş onlara.? Fille Timur'un arasına beni sokarlar, Allah'la benim arama kendileri girerler. Sıkıysa Timur'la filin arasına girsinler bakalım, tabansız herifler.!" (Sayfa: 62)
#RıfatIlgaz #HocaNasrettinVeÇömezleri
Heybelerden, torbalardan çıkanları reisin atının ayaklarının dibine yığmışlardı. Haramilerin başı, bu döküntülere hiç sevinir görünmüyordu.
''Bizden önce kim soydu sizi.?'' dedi. ''Bu ne hal.?''
''Kim mi soydu.! İlk önce Selçuklu sultanları, Karaman beyleri, onlardan sonra da Timur'un adamları. Şimdi de Timur'un fili talan ediyor, bağımızı, bostanımızı.!'' 
(Sayfa: 70)
#RıfatIlgaz #HocaNasrettinVeÇömezleri
(..) ''Çok tuhaf adamsın sen.! Birini dinledin, hak verdin. Ötekini dinledin, haklısın, dedin. Ne biçim iş bu.?''
''Vallahi hatun, sen de haklısın.!''
Bu kez Ferhat atıldı:
''Baba,'' dedi, ''Herkese hak verirsin de bana hiç hak vermezsin sen.!''
''Vermem,'' dedi Hoca, ''Hak vermek başka, haklı göstermek gene başka.!''
''Anlayamadım.''
''Daha, çooook ekmek yemen gerek anlaman için.!''
''Yani kimseye hak vermiyor musun sen şimdi.?''
''Vermiyorum, evlat. Verildi mi sadaka olur. Hak dediğin söke söke alınır. Birini haklı görmek başka, ona hak vermek gene başka.! Vermeye gelince. Bizim gibi hocalar hep almayı bilirler.! Huyumuz kurusun.!'' (Sayfa: 87)
***
(..) Açıkçası yaşamayı kim hak ettiyse o yaşar, hakanlar, başbuğlar değil.! (Sayfa: 89)
***
Bağevinin avlusundan çıktıktan sonra eşeğin boynuna bir şaplak atan Hoca:
''Yavuz eşekmişsin haaa.!'' dedi. ''Kim öğretti sana arap atları gibi rahvan gitmeyi böyle.? Yorma kendini bu kadar. Hayvanın aptalı rahvan, insanın aptalı pehlivan olur derler. Sen biraz mektep medrese görmüşe benziyorsun. Olmaaaz.! Ya başlamışken tam okuyacaksın, yahut da hiç başlamayacaksın.! Okumuşun cahili, acemi çomara benzer. Sağa sola boşuna havlayıp sürüye kurt getirir. Ortalıkta bu kadar kurt dolanıyorsa, acemi çomarların boşa havlamasından. Eğer Timur denilen deli herif hâlâ ayakta durabiliyorsa, kendini tam adam sanan buçuklu kişilere dayandığındandır.'' (Sayfa: 91)

#RıfatIlgaz #HocaNasrettinVeÇömezleri
''Onlar köpek ararlar havlatacak. Önce köpeğin, adını kendinden alan dişini sökerler. Sökemezlerse törpüleyip altın kaplarlar ısıramasın diye.. Hiç, midesi dolu, ağzında yağlıca bir but olan köpeğin ısırdığı görülmüş mü.? Ağzını açıp havlayamaz bile. Neden havlasın. Sonra but parçası düşüverir ağzından.''
(Sayfa: 92)
***
(..) Memleket çok laftan battı der köylümüz. Doğrudur bu. Laf üretmekten iş üretmeye fırsat bulamadılar başları kavuklular. Bu hale soktular, gül gibi Akşehir'i. (Sayfa: 94)
***
''Kavuğunu gördüm de uzaktan, ben de seni okumuş bir adam sandıydım..''
''O kavuk senin gibi daha kimleri kandırmadı ki..'' (Sayfa: 104)
***
''Tavuğu kadına mı kestiriyorsun.?''
''Kime kestireyim ya.?''
''Yenmez kadının kestiği tavuk.''
''Pişirdiği pilav yenir de, kestiği tavuk mu yenmez, haaa.?''
''Asla yenmez.''
''Ben yedim oldu, Muhzır Efendi. Sana buyur edersem yeme.!''
(Sayfa: 119)

#RıfatIlgaz #HocaNasrettinVeÇömezleri
Dünyaya insan gelip insan gideceğini sanırdı, birçok eşekler.
(Sayfa: 125)

#RıfatIlgaz #HocaNasrettinVeÇömezleri
(..) Körlerin dördü de ayağa kalkmış birbirinin üzerine atlıyor, keseyi bulmaya çalışıyordu. Kesenin ortaya çıkmayışı deliye döndürmüştü hepsini. Kese mutlaka dördünden birinde olmalıydı. İş adamakıllı kızışmış, tekmeden tokattan ağız burun kanamaya başlamıştı. Hoca uzaktan:
''Görüyorsun ya, Ferhat,'' dedi, ''Buna kördövüşü derler. İşte memleketin hali. Timur'un sizin gibilere yaptığı da bundan farklı değil. Hadi yolun açık olsun. Aslan gibi delikanlı kardeşlerin Timur'un mahpus damlarında yatarken sen Akşehir'den buralara gel, kızkardeşini elin itlerine satmaya çalış. Benim satılık kızım yok. Terslik edilecek yeri öğrendiğin gün Timur gibiler tası tarağı toplayıp giderler buradan.!'' (Sayfa: 140)

Furûğ Ferruhzâd - Yeryüzü Ayetleri

Furûğ Ferruhzâd - Yeryüzü Ayetleri Çeviri: Prof. Dr. Ali Güzelyüz

''Esir''de ben sadece dış dünyayı yalın bir şekilde açıklıyordum. O zamanlar şiir, ruhuma işlememişti. Aksine kendisiyle aynı evde yaşadığımız bir eş, bir arkadaş gibiydik. Sonraları şiir bende kök saldı. Böylece benim için şiirin konusu değişmiş oldu. Artık şiiri sadece kendi duygularımı açıklamak için bir araç olarak görmüyorum. Aksine şiirin kökü bende sağlamlaştıkça, ben parçalara ayrıldım ve daha yeni dünyalar keşfettim.''
*
''Bana göre şiir, ona yaklaştığımda kendi kendine açılan bir penceredir. Yanında oturuyorum, bakıyorum, şarkı söylüyorum, bağırıyorum, ağlıyorum.. Pencerenin öte yanında bir varlık olduğunu; orada birinin, belki de iki, üç yüz yıl sonra yaşayacak birinin beni dinlediğini biliyorum. Şiir, geniş anlamıyla ''varlık''a bağlanmak için bir araçtır. Onun en iyi yönü, insanın şiir söylerken ''Ben de varım'' ya da ''Ben de var idim'' diyebilmesidir. Ben, şiirimde bir şey aramıyorum. Aksine şiirimde kendimi yeni yeni buluyorum.''
*
Şair olmak demek, insan olmak demektir. Kimilerini tanırım, günlük davranışlarının şiirle ilgisi yoktur. Yani sadece şiir söyledikleri zaman şairdirler. Sonra iş bitiyor.. Ben bu kişilerin sözlerini kabul edemem.''
*
Ve bu benim
Yalnız kadın
Soğuk mevsimin eşiğinde
Toprağa bulanmış varlığı anlamanın başlangıcında
Ve sâde ümitsizlik ve gökyüzünün hüznü
Ve bu çimentolu ellerin güçsüzlüğü
Zaman geçti
Zaman geçti ve saat dört kez çaldı
Dört kez çaldı
Bugün Dey (Aralık-Ocak) ayının ilk günü
Mevsimlerin sırrını biliyorum ben
Ve anların sözünü anlıyorum..

10 Aralık 2019 Salı

Herakleitos - Fragmanlar, Çeviren: Cengiz Çakmak

#Herakleitos #Fragmanlar #ÇevirenCengizÇakmak

Bütün yollarını yürüsen bile
ruhun sınırlarına ulaşamazsın,
öylesine derindir ruhun logos'u.
***
Herakleitos'um ben.! Niçin beni oraya buraya çekiştiriyorsunuz ey cahiller.!
Sizler için uğraşmadım ki bunca, sözüm anlayana,
bir kişi gözümde bin kişi, metelik vermem kalabalığa.!
Bunu bilir, bunu söylerim, ah,
Persephone'nin huzurunda da.! (Sayfa: 7)

#Herakleitos #Fragmanlar #ÇevirenCengizÇakmak

Fragmanlarından ve Diogenes Laertios'un aktardığı öykülerden Herakleitos'un çoğunluğu anlayışsız ve değersiz olarak gördüğünü çıkartabiliriz. Kendi döneminde yaygın olan dinsel inanç ve âdetlerle açıkça alay etmektedir. Bilgece bir yaşam sürmekten yoksun olan çoğunluğu birçok fragmanında hayvanlarla eş tutar. Ancak buradan hareketle Herakleitos'u insan sevmez (misanthropos) biri olarak değerlendirmek yerine, onun hayvan gibi yaşamayı seçenlerden hoşlanmadığını söylemek daha uygun düşecektir. Dönemindeki işgalci Pers güçleriyle işbirliği yaparak zenginleşen tüccar sınıfına ve Yunan'ın geleneksel demokrasi anlayışına sert bir şekilde muhalefet etmiş, böylelikle egemen sınıfın politik oyunlarına alet olmak istememiştir. Bu yüzden kendisinden kent için yasalar yapmasını isteyen Ephesosluların teklifini geri çevirmiştir. Diogenes Laertios'un aktardığı bir öyküye göre yasa yapmayı kabul etmeyen Herakleitos, Ephesoslularla anlaşmaktansa Artemis Tapınağı yakınlarında çocuklarla aşık oynamayı tercih etmiştir. (Sayfa: 16)

*****
*****

Barış için bir konuşma yapması istenince, bir bardak su içine arpa unu serperek içmiş ve hiçbir şey söylemeden çekip gitmiştir. Aktarılan bu öykü onun hem ''konuşma'' hem de yaşama tarzına uygundur. Herakleitos az sözcükle çok şey anlatmak isteyen bir filozoftur. Su ile arpa ununu karıştırıp içmesi, Ephesoslulara aç gözlü olmamalarını ve basit bir yaşam sürmelerini anlatmak amacını taşıyor olabilir.
(Sayfa: 19)

*****
*****

Bu her zaman mevcut olan logosu insanlar yalnızca işitmeden önce değil, işittikten sonra da anlamıyorlar. Her şey bu logosa göre olup bittiği ve ben her şeyi doğasına göre ayırt ettiğim ve nasıl olduğunu bildirip açıkladığım halde, söylediklerimle ve yaptıklarımla karşılaştıklarında acemi gibi davranıyorlar. Uykudayken ne yaptığını unutan diğer insanlar gibi bunlar da uyanıkken ne yaptıklarının farkında değiller.

*

(Herakletios, 'leğo' (legein: söylemek, anlatmak, konuşmak) fiilinden türetilen 'logos' terimini fragmanlarda üç temel anlamda kullanır: (1) Söz, söyleme, anlatma ve söylem; (2) yasa, kural, ölçü, ilke ve miktar; (3) saygınlık ve ün.) (Sayfa: 33-34)

*****
*****

Kana bulanarak arındırmaya çalışıyorlar kendilerini, çamura batmış birinin kendini çamurlu suyla yıkaması gibi. Çamurla temizlenen birine herkes deli der. Karşılarındaki tanrı heykellerine yakarıyorlar, konuşur gibi duvarlarıyla evlerin. Ne tanrılar ne de kahramanlar hakkında bir şey bildikleri var. (Sayfa: 43)

*****
*****

Güneş her gün yenidir. (Sayfa: 45)

*****
*****

Karşıt olan şeyler bir araya gelir ve uzlaşmaz olanlardan en güzel uyum doğar. [Her şey çatışma sonucunda meydana gelir.] (Sayfa: 49)

*****
*****

Eşekler samanı altına tercih eder. (Sayfa: 51)

*****
*****

Beklenmeyeni beklemezsen, onu bulamazsın. Çünkü ne bir iz vardır ne de bir yol.
(Sayfa: 69)

*****
*****

Dinlemeyi bilmediklerinden konuşmayı da bilmiyorlar. (Sayfa: 71)

*****
*****

Doğduklarında yaşamayı ve ölmektense paylarına karşı direnmeyi istiyorlar; arkalarında da payları belli çocuklar bırakıyorlar.

*

Herakleitos'a göre insana iki temel pay düşmüştür.

1) Beden ve ölüm payı;
2) bilgelik ve tanrısal pay.

Ancak insanlar bedenlerine öncelik verip tanrısal yanlarını öldürürler ve bilgelik yaşamı yerine beden yaşamını seçerler. Üstelik ölüm payına direnerek bedence sonsuz bir yaşam sürmeyi arzularlar ve bilgeliklerini artırmak yerine soyca çoğalmak isterler. (Sayfa: 73)

*****
*****

Altın arayanlar çok fazla toprak kazarlar ve çok az bulurlar.

*

Altın, Herakleitos'a göre hakikatin simgesidir. O derindedir ve öyle kolaylıkla kendini ele vermez. Hakikate ulaşmak için derinleşmek ve üzerini örten ön yargılardan kurtulmak gerekir. Bu da sıradan insan için çok zor bir uğraştır. Çünkü bu tür insanlar çerçöpü bilgiye tercih ederler. (Sayfa: 77)

*****
*****

Ölümde insanları ummadıkları, hayal edemedikleri şeyler bekler. (Sayfa: 87)

*****
*****

Bütünün kendisi olan bu kosmosu ne bir tanrı ne de bir insan meydana getirmiştir. O, daima belli ölçülere göre yanan, belli ölçülere göre sönen ezeli ve ebedi ateştir. (Sayfa: 93)

*****
*****
Bilgelik tektir; her şeyi her şeyle yöneten düşünceyi bilmektir. (Sayfa: 115)
*****
*****
Yay'ın adı yaşam'dır, ama işi ölümdür. (Sayfa: 129)
*****
*****

Bana göre bir insan çok iyi ise bin kişidir. (Sayfa: 131)

*****
*****

Uzlaşmaz şeylerin kendi aralarında nasıl uzlaştığını anlamazlar. Karşıt dönüşlerin uyumu; yay ve lirdeki gibi. (Sayfa: 137)

*****
*****

İnsanlar görünür şeyleri kavramada bütün Yunanların en bilgesi olarak bilinen Homeros gibi yanıldılar. Çünkü o bitlerini kıran çocuklar tarafından ''Görüp yakaladıklarımızı bırakıyoruz, görmeyip yakalamadıklarımızı da götürüyoruz,'' denerek aldatıldı.

*

Herakleitos Yunan dünyasında yaygın olan bir öyküyü Homeros'u hırpalamak amacıyla kullanıyor. ''Kör'' olduğu söylenen Homeros dere kenarında balık tutan çocuklara rastlar. Balık tutamayan ve bundan dolayı sıkılarak birbirlerinin bitlerini ayıklayan çocuklara balık tutup tutmadıklarını sorar. Çocuklar da onu bulmaca tarzında yanıtlar: ''Yakaladığımız bitleri başımızdan atıyoruz, yakalamadıklarımızı ise başımızda götürüyoruz.'' Bu fragmanda görünür şeylerin yanıltıcı olduğu değil, insanların görünür olanı tanıyamadığı söylenmektedir.
(Sayfa: 147)

*****
*****

Çoğunluğun öğretmeni olan ve çok bildiği söylenen Hesiodos gece ile gündüzün ne olduğunu bilmezdi. Gece ile gündüz birdir.

*

Herakleitos kendisinden önce gelen ve bilgide otorite olarak kabul edilen şairlerin söylediklerine itibar edilmemesi gerektiğini vurguluyor. Herakleitos'a göre, Hesiodos gündüz ile geceyi meydana getirenin güneşin günlük hareketleri olduğunu anlayamamıştır. Gece ve gündüz Herakleitos'a göre günün doğasını meydana getiren iki karşıt öğedir. (Sayfa: 149)

*****
*****

İnen ve çıkan yol bir ve aynıdır.

*

Kozmik açıdan bakıldığında inen ya da aşağı giden yol (Kato), ateşin sırasıyla hava, su ve toprağa dönüşmesidir. Yukarı giden yol (ano) ise toprağın suya ve havaya dönüşmesidir. Bu iki yolun birlikte işlemesi, kozmik düzen içindeki oluş ve bozuluş süreçlerinin ortaya çıkmasına neden olur. Bir yandan nesneler bozulur ve ölürken diğer yandan başka nesneler oluşa gelir ve yaşam kazanır. İnen ve çıkan yolun bir ve aynı olması bu iki sürecin kozmik düzende bir bütün oluşturmasından dolayıdır. (Sayfa: 155)

*****
*****

Deniz hem en saf hem de en kirli sudur. Balıklar için içilebilir ve can verici; insanlar için içilemez ve öldürücü. (Sayfa: 157)

*****
*****

Ölümsüzler ölümlü, ölümlüler ölümsüz. Biri diğerinin ölümünü yaşar, diğeri de ötekinin yaşamını ölür. (Sayfa: 159)

*****
*****
- Aynı şeydir yaşayan ve ölen, uyanık ve uyuyan, genç ve yaşlı. Çünkü sonrakiler öncekilerle, öncekiler sonrakilerle yer değiştirir.
*
''Yer değiştirir'' diye çevirdiğimiz terim 'metapesontadır'. Terim 'öteye taşımak, bir şeyin bir yerden başka bir yere taşınması' anlamına gelir. Fragman hem kozmik hem de antropolojik dönüşümler açısından ele alınabilir. Kozmik açıdan ölüm ve yaşam, genç (yeni) ve yaşlı (eski), uyanık (bilinçli) ve uyuyan (bilinçsiz) nesneler dünyasında aynı anda bulunur ve birbirleriyle yer değiştirirler. Antropolojik açıdan bakıldığında sahip olduğumuz ruhsal durumlar arasında birbirleriyle sürekli bir geçişlilik söz konusudur. Başka deyişle bir yönümüzle ölümsüz diğer bir yönümüzle ölümlü, kimi zaman genç kimi zaman yaşlıyızdır. Zaman içinde bir durumdan diğerine geçeriz.
(Sayfa: 215)

*****
*****

- Köpekler tanımadıklarına havlar.

*

Sahte olan ''Kötü insanlar gerçeklerin düşmanıdır.'' (Fragman 113) fragmanıyla her bakımdan benzerlik gösterir.
Kendi dar ilgileri ve sorgulamadan kabul ettikleri görüşleriyle yaşayan insanlar hem hakikatin ne olduğunu bilmezler hem de hakikate karşı direnip muhalefet ederler. (Sayfa: 233)

*****
*****

- Kendimi keşfettim.

*

Bu kısa ve özlü fragmanda geçtiği şekliyle ''edizesamen'' fiili ''soruşturmak ve aramak'' anlamlarına gelen ''dizemai'' fiilinden türemiştir. (fr. 22)
Bu fiil ''kehanet sözlerinin anlamını açığa çıkarmak, bir bilmeceyi çözmek, bir şeyin asıl yapısını ve işlevini açığa çıkartmak'' anlamlarına gelecek biçimde kullanılmıştır. Herakleitos sözcüğü, ''kendime sorular sorarak kendimi soruşturdum ve kendimi tanıdım'' anlamlarında kullanır. Bu fragman bir bakıma Gnothi s'auton (Kendini tanı.!) ifadesini çağrıştırır. (Sayfa: 241)

*****
*****

- Gözler kulaklardan daha iyi tanıktır. (Sayfa: 243)

*****
*****

- Çemberin çevresinde başlangıç ve son ortaktır.

*

Herakleitos'un kosmos anlayışı zamansaldır. Çemberdeki başlangıç ve sonun ortak olması kozmik düzenin ebedi ve ezeli bir dönüş içinde bulunması anlamına gelir. Kozmik düzen içinde bulunan hiçbir şey kalıcı değildir. Sürekli olarak ölüm ile yaşam, bolluk ile kıtlık, yaz ile kış yer değiştirir, ama kozmik düzenin kendisi her zaman varolmaya devam eder. Yunan anlayışına göre dairesel hareket ölümsüz olmanın bir göstergesidir. Bu bakımdan kosmosun kendisi, ölçülere göre yanan ve sönen bir ateş olarak ölümsüzdür. (Sayfa: 247)

*****
*****

- Ruhları barbar olanların gözleri ile kulakları kötü tanıklardır.
(Sayfa: 255)

*****
*****

- Kendini tanıma ve ölçülü olma olanağı her insanda bulunur.
(Sayfa: 273)

*****
*****

- İnsanın karakteri kaderidir. (Sayfa: 279)

*****
*****

- Hiç eksik olmasın zenginliğiniz Ephesoslular. Olmasın ki, alçaklığınız belli olsun. (Sayfa: 293)
#Herakleitos #Fragmanlar #ÇevirenCengizÇakmak

9 Aralık 2019 Pazartesi

Hasan Ali Toptaş - Ben Bir Gürgen Dalıyım, İllüstrasyon: Oğuz Demir

#HasanAliToptaş #BenBirGürgenDalıyım #İllüstrasyonOğuzDemir
Güzelliği yaratanlar nerede tükenebilir, kimlerce tüketilebilir ki.? Ama, çirkinlik başka..
#HasanAliToptaş #BenBirGürgenDalıyım #İllüstrasyonOğuzDemir
Bunları öğrenince, hepimiz üzüldük köknarın hâline.
Onun yaşadığına doğru dürüst sevinemedik bile.
Hikâyesini anlatıp bitirdikten sonra, ''Keşke odun olsaydım,'' dedi o da bize uzaklardan. ''Keşke odun olsaydım da cayır cayır yansaydım.!''
Haklıydı tabii.
Doğrusu, ben onun gibi mahpushane kapısı olacağıma, bir köy okulunda tuvalet penceresi olmayı yeğlerdim. (Sayfa: 53)

#HasanAliToptaş #BenBirGürgenDalıyım #İllüstrasyonOğuzDemir
Ak sakallı meşenin dediği gibi, insanın zalimliğine ağaçlarla kuşlar, böceklerle otlar, hayvanlarla taşlar değil, ancak insan karşı koyabilirdi.
Dönüp dolaşıp insanda başlıyordu her şey, dönüp dolaşıp insanda bitiyordu.
Gerisi boştu.

Yani, insanın karışmadığı her şey bir masaldı. (Sayfa: 65)
#HasanAliToptaş #BenBirGürgenDalıyım #İllüstrasyonOğuzDemir
(..) Kilit ne demektir bilir misiniz.?
''Ne demektir.?''
''Ben size söyleyeyim, kilit, insanın utancı demektir her şeyden önce.. İnsanoğlunun nereye ulaştığının göstergesi demektir. İnsanların birbirlerine duydukları güvensizliğin elle tutulur hâlidir kilit. Birbirlerine duydukları saygının derecesidir. Bu yüzden, bir çeşit utanç belgesidir her kapıda. Hatta, her dolapta, her çekmecede, her çantada, her kasada, her kutuda.. Gene de insanların yüzü kızarmaz onu görünce. 
(Sayfa: 73)
#HasanAliToptaş #BenBirGürgenDalıyım #İllüstrasyonOğuzDemir
''En iyisi pencere olmak,'' diyordu çam. ''Bu durumda, inanın bana, en iyisi pencere olmak.. Çünkü, her pencere bir yanıyla içeriye bakıyorsa, bir yanıyla da dışarıya bakar. (..) (Sayfa: 74)
#HasanAliToptaş #BenBirGürgenDalıyım #İllüstrasyonOğuzDemir
Bana kalırsa, durum hiç de iç açıcı değildi. Askeri bir atölyedeydik çünkü. Ne yapılacaksak, aşkla, sevgiyle değil de, verilecek bir emirle yapılacaktık. Bu yüzden dünyanın en şirin eşyasına bile dönüşsek, verilen emrin izi kalacaktı alnımızda. Güzelliğimiz o emirle zedelenecekti. (Sayfa: 95)
#HasanAliToptaş #BenBirGürgenDalıyım #İllüstrasyonOğuzDemir
Zaten, bir zamanlar bana ak sakallı meşenin anlattığına göre,', adına savaş denen şey, yeryüzünün herhangi bir noktasında başlayıp herhangi bir noktasında bitmezdi.
Her şey gibi, o da insanda başlayıp insanda biterdi.
Bu yüzden, cepheler falanca dağda ya da falanca ovada değildi.
Cepheler, bütün acımasızlıklarıyla insanoğlunun içindeydi.
Toprağı titrete titrete yürüyen tanklar, art arda gümbürdeyen toplar ve durup dinlenmeden kurşun kusan tüfekler insanoğlunun içindeydi.
Hatta, henüz icat edilmemiş silahlar da insanoğlunun içindeydi.
Yani, insan bir savaş alanıydı. Ceket, gömlek, pantolon ya da etek giymiş, kravat takmış, tıraş olmuş, kokular sürmüş bir savaş alanı. Gülümseyen bir savaş alanı. Öpen hatta, okşayan, konuşan, susan, çiçekler alıp çiçekler veren bir savaş alanı..
Peki, bir barış bahçesi olamaz mıydı aynı insan.?
Şöyle, güllerin kuş cıvıltılarına, kuş cıvıltılarının güllere karıştığı, mutlu yüzlerle dolu rengârenk bir barış bahçesi.? (
Sayfa: 97-98)
#HasanAliToptaş #BenBirGürgenDalıyım #İllüstrasyonOğuzDemir

7 Aralık 2019 Cumartesi

Nâzım Hikmet Ran - Benerci Kendini Niçin Öldürdü.?

#NâzımHikmetRan  #BenerciKendiniNiçinÖldürdü.? #AdamYayınları
(..)
Benerci yatakta
Kalküta ayakta.
Benerci görmeden görüyor yattığı yerden
yürüyen Kalküta'yı:
''Adım
----------Adım.
Adım -- lar
adım -- ları..
Kal -- dırım
----------kal -- dırım.
Kal -- dırım -- lar
----------kal -- dırım -- ları..
Cad -- de..
Cad -- deler..
Kalabalık..
---------- Ka - la - ba - lık
----------itiyor
----------ikİ
----------yana
----------apar -- tıman -- ları..
*
Behey tram -- vay.!
----------çiğneneceksin:
sağa sola sap..
Geçit yok.
Rap
----------rappp
----------rappp.!!!!!
Ve..
----------Va..
----------Vey..
- Yol açın kamyonlara
amele çocukları
babalarını geçiyor..''
*
Haykıraraktan
----------Benerci fırladı yataktan.
Şimdi sokaktan
----------tek bir insan sesi yükseliyordu..
Benerci koştu pencereye:
----------Aşada sokak
----------kalabalık.
Yukarda masmavi bir hava
Aşada bir kamyonun üstünden
----------kalabalığa
Söz söylüyor en yakın arkadaşı SOMADEVA
(SOMADEVA, Benerci'nin en yakın arkadaşı olup, uzun bir müddetten beri Kalküta'da bulunmuyordu. Binaenaleyh, böyle bir zamanda onun sesini duyup kendisini görmek, elbette ki, Benerci'yi sevinçli bir hayrete düşürecektir. N.H)
''-- Arkadaşlar.!
----------Aylardır ki anamaız avradımız
----------uzun aç dişleriyle dişlediler
----------kendi memelerini.
Arkadaşlar..
----------Çıplak aç karnını kurşunlara vermek,
----------kıvranarak gebermek..
----------Tek ----------
----------Vaar.?
Hayır.!
Ar ----------lar----------
Önümüzde onlar
----------kalın enselerini kırıp
----------boynuzlarını saplayınca toprağa..
----------ağa...
*
Biz..
----------mizi.!
Patiska bir gömlek
----------gibi yırtarak
----------etimizi
kanlı kemiklerimizle
----------cağız.!!
O zaman gülleri koklıyacağız.
O zaman
----------tabiat
----------güzel bir ağız
----------gibi karşımızda gülümsiyecek..''
*
Benerci artık kendini tutamadı. Pencereden üç defa: SOMADEVA.. SOMADEVA.. SOMADEVA.. diye haykırdı. Bu haykırış o kadar kuvvetli idi ki, SOMADEVA sustu. Birdenbire esen rüzgârla bulutları dağılan bir yaz sağnağı gibi sokaktaki kalabalığın uğultusu kesildi. İnsanlar, başlarını enselerinin üstüne yatırarak, dikine müstatil apartımanın yedinci katındaki perdesiz pencereye baktılar. Ve orada, camın arkasında, Benerci'nin sarı yüzünü gördüler.
SOMADEVA, Benerci'yi tanıdı. Kolları ona doğru uzanır gibi oldu. Bu hareketi, yalnız yukardan Benerci ve kendi içinin içinden SOMADEVA gördü. Başka hiçbir göz, uzanmak, kucaklamak istiyen kolların hasretini göremedi.
Yukardan, yine Benerci, üç defa bağırdı:
- SOMADEVA.. SOMADEVA.. SOMADEVA..
Aşada SOMADEVA, kamyonun etrafına toplananlara:
- Bana bir taş veriniz, dedi.
Taşı verdiler. Ve en eski günlerin en yakın arkadaşı:
- Bu adam nefsini kurtarmak içi yoldaşlarını satmıştır. Benerci müstevlilerin casusu olmuştur. En yakınlarının kellesini satmasaydı, bunu yapmasaydı, onun kahrolası başını omuzlarının üstünde bırakmazlardı, dedi. Ve sağ kolunun bütün kuvvetiyle, yedinci kattaki perdesiz pencereden bakan sapsarı insanın yüzüne, taşı attı..
SOMADEVA'nın taşı, BENERCİ'nin alnına geldi. Benerci dimdik durdu. İki kaşının arasından sızan kan, çenesinden göğsüne aktı..
Ve Benerci'nin başı benim, ben Nâzım Hikmet'in dizlerine düşünceye kadar, en büyük, en iyi, en sevgili, kahreden ve yaratan KALKÜTA, onu taşladı.
Baygın çocuğumu, yatağına yatırdım. Camları paralanmıiş, pervazları kanlı pencereye çıktım. Arasıra arkasına dönüp bakarak uzaklaşan kalabalığın peşinden şu suretle feryada başladım:
Benerci benim oğlum..
Ben onun yüzünü
----------görebilmek için
kaç kerre gecemi gündüzümü
----------on birlik tütüne satarak
dumandan bir adam gibi dikilip durmuşum..
Benerci benim oğlum,
----------ben onu
----------uykusuz gecelerin
----------ellerine doğurmuşum..
*
Benerci sizi satmadı.
Benerci günlerdir yemek yemiyor,
gecelerdir yatmadı.
O yatmıyor, ben yatabilir miyim.?
Benerci sizi satmadı,
sizi ben satabilir miyim.?
Benerci benim oğlum.
Onu ben
----------kellemden, etimden, iskeletimden
----------sizin için doğurdum..
*
Dostlar.!
İçinizden bir çıban gibi şüphenizi yolunuz.
Benerci sizin oğlunuz,
----------benim oğlum..
*
Fakat, kalabalık, benim sesimi bile işitmeden ilerledi, kayboldu. O zaman, hâlâ baygın yatan çocuğuma döndüm, dedim ki:
*
Dostlar dinlemedi beni Benerci.
Benerci oğlum, küçücüğüm, büyüğüm,
başında dolaşan bu mel'un düğüm
----------çözülene kadar..
----------bizim ah.! demeğe hakkımız yok,
Onların taşlamağa hakkı var..
***
Taş hücre mahpusu Benerci'dir. Kitlelere heyecan, şuur ve hedef veren yazılar, vaktiyle Somadeva'nın başladığı ve şimdi Benerci'nin devam ettiği ''Hindistan'ın Yirminci Asır Tarihi'' isimli eserdir. Yalnız, Benerci bunu, bileğini kesip kanıyla yazmıyor.. Fkat, eğer icap etseydi, eserin bir tek satırını yazmak için damarlarındaki bütün kanını akıtabilirdi. Ve bu, pestenkerani bir lâf değildir. Bu işi yapabilecek insanların yalnız on dokuzuncu asır romanlarında yaşadığını zannedenler, yirminci asrın isimsiz, büyük kavga kahramanlarını tanımıyorlar demektir.
Benerci yazısını bileğinin kanıyla yazmıyor. Bu yazıları şehrin varoşlarından gelen meçhul adama vermiyor. Benerci yazılarını temiz beyaz kâatlara kurşunkalemiyle yazıyor. Ve bunları hapishane gardiyanlarının İngiliz dikkatlerine rağmen, dışardakilerin ellerine ulaştırıyor.
NASIL.?
Taş hücre mahpusunun, senelerdir, bu işi nasıl yaptığını anlatacak değilim. Romanda da olsa, Britanya polisine hizmet etmek istemem. (Sayfa: 80)
***
- Dünden itibaren katarın başında gidiyordum. Halbuki fizyolojim berbat.. Kafam elastikiyetini kaybetti. Dönemeçleri zamanında dönemiyeceğim. Ellerim lüzumundan fazla titriyor. Akıntıda dümen tutamıyacak bir hale geldiler. Akışın temposunu hızlılaştırmak nerde.? Onu yavaşlatmam muhtemeldir. İstemeden, irademin dışında, yanlış adımlar atacağım. Biliyorum, hareket beni belki altı ay sonra, bir sene sonra bir safra gibi fırlatacaktır. Fakat o beni fırlatıp atana kadar, ben ona fren olacağım. Halbuki ben kemiyette bile, bir sene değil, bir gün bile, irademin dışında, bilerekten ona ihanet edemem. Anlıyor musun.? Diyeceksin ki, yanılmıyan yalnız tembellerdir, budalalardır. İş yapan, yürüyen adam yanılır. Mesele yanlışın idrakindedir. Fakat, ya bu yanılma nesnesi katarın başındaki adam için bir kaide haline gelirse. Ve o adam katarın başında gidemeyeceğini bildiği halde, yerinde durmak için bir saniye olsun ısrar ederse. Bu bir ihanet değil midir.? Ben bir saniye olsun, ihanet edemem. Bu benim uzviyetimde yok.
Benerci yine durdu. Sonra birdenbire gülerek:
- Hem ben bu meseleyi arkadaşlarla konuştum. Hallettik. Sana haltetmek düşer, dedi. (Sayfa: 85)
***
BU KİTABIN SON SÖZÜ..
*
''Kavgada
----------kendi kendini öldüren
----------lanetli bir
----------cenazedir
----------benim için:
Ölüsüne
----------ellerimiz
----------dokunamaz.
Arkasından
----------matem marşı
----------okunamaz.''
*
Sen artık
----------bu kitapta:
noktaları
----------virgülleri
----------satırları taşımıyorsun.
Sen artık
----------bu kitapta
koşmuyor
----------bağırmıyor
----------alnını kaşımıyorsun.
*
Ve Benerci sen
----------bu kitapta:
kendi kendini öldürmene rağmen
benim ellerim senin
----------kanlı delik
----------şakağına dokunacaktır.
Cenazende
----------dosta düşmana karşı
----------matem marşı
----------okunacaktır: (Sayfa: 87-88)
***
MATEM MARŞI..
*
Çan
----------çalmıyoruz.
Çan
----------çalmıyoruz.
Yok
----------salâ
----------veren.!
Giden
----------o
biten
----------bir
şarkı değildir..
*
O
büyük
bir
ışık
gibi döğüştü.
Kasketli
bir güneş
halinde düştü.
*
Çan
----------çalmıyoruz.
Çan
----------çalmıyoruz.
Yok
----------salâ
----------veren.!
Bu
----------giden
----------bir
----------biten
----------şarkı değildir..
***
S O N (Sayfa: 89-90)
*
*
Daha hızlı bağır bebek.!
Uzun uzun memeyi em ve büyü..
Yalnız bir şeyi bil:
sen bir amelesin
-----
-----
ve elleri yumuşak olanlara
hiçbir zaman
----------sonuna kadar itimat etmemelisin.
-----
-----
----- (Sayfa: 144)
***
Ne binecek sırma palanlı bir atım,
ne bilmem nerden gelirâtım,
ne mülküm, ne malım var.
Sade bir çanak balım var.
Rengi ateşten al
----------bir çanak bal.!
*
Balım her şeyim benim..
Ben
mülkümü ve malımı
yâni bir çanak balımı
koruyorum haşarattan.
Bekle kardeşim bekle..
Çanağımda
balım olsun,
gelir arısı
----------Bağdattan.. (Sayfa: 149)
***
(..)
Hapislik olmuyor dalga geçmeden..
Halbuki ben..
Baktım ki, elimde bitmiş cıgaram
bir nefes içmeden. (Sayfa: 171)
***
Habeşistan bir yarı müstemleke. O, bu yarı müstemlekenin müstemlekesi Galla'dan bir zenci. Ben, kara gömlek giymiş bir emperyalizmin ak derili yerli kölesi.
Anamın yüzünü görmedim. Beni doğururken ölmüş. Bu zenci delikanlının yüzünü bilmiyorum. O bu kapıdan ölüme götürülmüş. Ben bu kapıdan içeri girdim. Birdenbire anladım ki o, bana anam kadar yakındır.
(..)
Önümde, Gallalı zencinin, TARANTA - BABU adındaki karısına yazdığı mektupları.. (Sayfa: 185)

#NâzımHikmetRan  #BenerciKendiniNiçinÖldürdü.? #AdamYayınları

Babasının yirmi beşinci kızı
benim üçüncü karım,
gözlerim, dudaklarım,
----------TARANTA-BABU.
Sana bu
----------mektubu
içine yüreğimden başka bir şey komadan
yolluyorum
----------Roma'dan.
Bana darılma sakın
şehirlerin şehrinden sana gönderecek
kendi yüreğimden daha akla yakın
----------bir hediye
----------bulamadım
----------diye.
*
TARANTA-BABU;
onuncu gecemdir ki bu
başımı gümüş yaldızlı kitaplara sokuyorum
okuyorum
----------doğuşunu
----------Roma'nın.
Önde sıska dişi bir kurt
arkada tombul ve çıplak
----------REMÜS'LE ROMİLÜS
dolaşıyorlar içinde odamın.
Ağlanma TARANTA-BABU..
Bu ROMİLÜS
UAL-UAL çarşısında
----------güpegündüz
senin o incir memeli kız kardeşini
----------altına alan
mavi boncuk tüccarı Sinyör ROMİLÜS
----------değil
----------ilk Romalı, kral ROMİLÜS..
(..) (Sayfa: 187)

#NâzımHikmetRan  #BenerciKendiniNiçinÖldürdü.? #AdamYayınları

TARANTA-BABU'YA SEKİZİNCİ MEKTUP
*
Mussolini çok konuşuyor TARANTA-BABU.!
Tek başına
----------yapayalnız
----------karanlıklara
bırakılmış bir çocuk gibi
----------bağıra bağıra
kendi sesiyle uyanarak,
korkuyla tutuşup
----------korkuyla yanarak
durup dinlenmeden konuşuyor.
Mussolini çok konuşuyor TARANTA-BABU
çok korktuğu için
----------çok konuşuyor.! (Sayfa: 205)

Felsefe Tarihi 2, Hellenizmden Augustinus'a (Editörler: Umberto Eco - Riccardo Fedriga) (Çeviren: Leyla Tonguç Basmacı)

  HELLENİSTİK ÇAĞDA FELSEFE VE BİLİM * ''Klasik felsefenin Hellenistik döneminin genelde (Büyük İskender'in ölümünden tam olarak...